16 Kasım 2016

...Shila...

Shila, benim evimin şimdilik (!) küçük üyesi. Hep istemiştim, birgün bahçeli bir evde yaşarsam alıcam diye. Shila benim sibirya kurdum yani husky'im. 12 haftalık oldu. 5 haftalıkken aldım onu. Siyah, beyaz ve gri renkleri ve tabiki de mavi mavi gözleriyle çok güzel ve asil bir husky. Güzel dedim çünkü adında anlaşıldığı gibi dişi kendisi. :) Eve ilk geldiği zamanlar biraz zorlu olsada şimdilerde bahçedeki hayatından memnun ve mutlu. Henüz küçük ve aşıları devam ettiği için sokağa çıkaramıyoruz Shila'yla. Ama onunda zamanı gelecek. Düzenli yürüyüşlerimiz ve koşmalarımıza başlayacağız sokakalar çıkma zamanı geldiğinde. Oynamayı çok seviyor, yanlız kalmayı da hiç sevmiyor. Yaşadığım yerdeki evlerde köpek çok olduğundan Shila'nın çıkardığı sesler rahatsız etmiyor. Yemesi maşallah çok iyi. Mama yetiştiremiyorum. Tabi doğal olarakta çok hızlı büyüyor.
Şimdilik Shila hakkında söyleyeceklerim bunlar. :)
instagram.com/husky.shila


29 Haziran 2016

Coloring..

Coloring, yani boyama. Son bir kaç aydır can sıkıntısını atmak için yaptığım şeylerden. Herkesin bildiği son dönemlerin meşhur aktivitesi yetişkinler için boyama. Bende kaptırdım kendimi. Aldım boyama kitaplarımı, kuru boyalarımı, keçeli kalemlerimi başladım. Boyadıkça boyadım. Önceleri hergün bir sayfayı boyarım diyordum ama oldukça zaman aldığını farkedince hergün 20-30dk boyamaya başladım. Boyarken arkadanda enstrumental müzikte açınca, rahatlıyor insan. Hatta bazen kendimi kaptırıp bitirine kadar devam ettiğimde oldu. Alt tarafı boyama diyebilirsiniz, çoluk çoçukta boyuyor diyebilirsiniz. Ama burdaki durum boyamayı nasıl yaptığınıza bağlı. Örneğin düz boyamaktansa renk tonlarıyla boyamanıza ufakta olsa bir hava katabilirsiniz. Ya da bilinen renklendirmelerden farklı yapabilirsiniz. Kendinizi renk cümbüşüne bırakınca farklı şeyler çıkabiliyor. Ben İndigo yayınlarının boyama kitabını aldım. Ama birçok yayınevinin boyama kitabı var. Boyamalarımı da kendimce instagramda açtığım profilden paylaşıyorum. Bakmak isterseniz bu linkten ulaşabilirsiniz. instagram.com/calligraphyandcoloring/

                                         




17 Kasım 2013

...Gül Baba Türbesi...

Gül Baba; Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ı etkileyen ve avrupa taaruzlarına katılan önemli bir Bektaşi Babası dır. Gül Baba'nın Budapeşte’de türbesi ve heykeli bulunmaktadır. Başından gülü elinden ise tahta kılıcı eksik olmazmış. Savaşlarda başının üstünde bir gül taşıdığı için Gül Baba diye anıldığı rivayeti nesilden nesile iletilir.
Sayısız savaşa katıldıktan sonra, 1526 yıllında Kanuni’nin daveti üzerine Gül Baba Budin seferine katılır. 1531 yılında Budin'e gelir ve on yıl burada yaşar. 1 Eylül 1541 yılında vefat eder. 2 Eylül 1541 tarihinde 200 bin kişinin cenaze namazina katıldığı bilgileri Evliya Çelebi'den sözlü gelenekten yazılı kaynaklara dökülür. Yalnız Türkler tarafından değil aynı zamanda Macarlar tarafindan da çok sevilen ve halen Macaristan'da Gül Baba adıyla yaşatılan efsanevi bir kişiliktir. Ayni isimle bir macar filmide mevcuttur. Evliya Çelebi, elinde büyük bir tahta kılıçla savaşlara katılan Gül Baba'ya bu lâkabın verilmesine, daima bir gül taşımasının sebep olduğunu da belirtmiştir.
Ordu sefere çıktığında, Osmanlı Yeniçeriler döneminde, askerlerin ruhlarını güçlendirmek için dervişler, saz ozanları de sefere katılıyor, mola zamanlarında dualar okunuyor, destanlar söyleniyordu. Dervişler, saz ozanları gerektiğinde silâhlanıp savaşa da katılıyorlardı. Gül Baba, savaşlara katılan dervişlerden biriydi. Hacı Bektaş Veli Yeniçeriler için pir olarak kabul ediliyor ve dolaysıyla Yeniçeriler Bektaşi dervişlerine derin şekilde saygı gösteriyorlardı.
Gül Baba Budapeşte' de bir yüksek tepeye gömülür ve tepeye "Gültepe" adı verilir (Macarca. Rózsadomb) . Türbesinin yanına yaptırılan Gül Baba Bektaşi Tekkesi, 1686 yılında yıkılır. Bir diğer kaynağa göre Gül Baba'nın iki mezarı daha vardır.
Bu kadar tarihi bilgiden sonra, birazda kendi fikrimi söylemek isterim.. Türbenin yeri tepede güzel bir yer.. Ne kadar biraz bakımsız olsada yurtdışında böyle bir zatın türbesinin ayakta olması ve macarlar tarafındanda seviliyor olması güzel birşey..  Bizde ziyaretimizi ettik ve Fatiha'mızı okuduk. Budapeşte'ye de gelipte, Gül Baba'yı ziyaret edip, dua etmeden gitmek olmazdı.. Budapeşte'ye yolunuz düşerse, Gül Baba'yı ziyaret etmeden ve bir Fatiha okumadan dönmeyin.. 

Budapest...

Geçen gün uzun bir aradan sonra Budapeşteye gitme şansım oldu.. Uzak değil okuduğum şehre ama ancak zaman ve sebep buldum gitmek için.. Konsolosluktaki işim için gitmişken biraz Budapeşte'yi gezeyim dedim.. Sabah erkenden işlerimi halledip, arkadaşla beraber gezmeye başladık.. Önce Margaret Adasına (Margit-sziget) gittik.. tabi havaların soğuk olması ve pek bir aktivitenin bulunmamasından dolayı, adada sadece bizim gibi gezmek isteyen bir grup insan ve spor yapan macarlar vardı.. Ufak bir yürüyüşten sonra yolumuzu adaya çokta uzak olmayan Gül Baba Türbesine çevirdik.. Gül Baba Türbesine vardığımızda oranın kapalı olduğunu gördük ancak görevli macar sağolsun kapayı açtı ve fatihamızı içerde okuyabildik.. Yurtdışında böyle ortamları görmek insani mutlu ediyor gerçekten.. Duamızı ettik ve oradan ayrıldık.. Sonraki durağımız Buda Kalesi (Buda Vari)'ydi.. Biz navigasyondan yol tarifi alırken, yanımızda duran yaşlı bir macar, bizim Buda Kalesi'ni aradığımızı anlamış olacak ki, bize yol tarifi yapmaya başladı.. Yol tarifinden sonra bize nereli olduğumuzu sordu, benim "török vagyok (Türk'üm)" dememle, Macaristan'da da yayınlanan Muhteşem Yüzyıl dizisinden -ki burda Sülejman ismiyle yayınlanıyor- dolayı bize "Sülejman, harem" felan demeye başladı.. Bizde yol tarifi için teşekkür edip gezimize devam ettik.. Buda Kalesi'ne vardığımızda kalenin iç kısmının normal yerleşim olarak kullanıldığını gördük, dükkanlar, otel, binalar felan.. Kaleyi de gezdikten sonra dönüş yolumuzu meşhur Aslanlı Köprü üzerinden yaptık... Ve son olarakta pahalı mağazaların olduğu meşhur caddesi Vaci utca'yı da dolaşıp, orada güzel bir kahvemizide içerek ufak günlük gezimizi sonlandırdık.. :) Günübirlik bir gezi için güzel bir gündü.. :)
                                

22 Eylül 2013

...Nyíregyháza Zoo...

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba.. Dün çok sevdiğim bir macar arkadaşımla Nyiregyhaza'daki hayvanat bahçesine gittim.. Arkadaşlarım güzel yer, git gör diyorlardı.. Bende bir cumartesimi ayırdım ve gittim.. Dedikleri kadar varmış, gerçekten çok güzel bir yerdi..  Nyiregyhaza'nın dışında bir ormanlık alan içine kurulmuş büyük bir yer . 500 farklı çeşit, 5000 civarı hayvan var. Filler, kedigiller, kuşlar, sürüngenler, bizonlar, geyikler, ceylanlar, kutup ayıları, foklar vs.. bir çok çeşit hayvan var.. Aynı zamanda büyük bir akvaryumda mevcut.. Akvaryumda da birçok çeşit farklı balık türü var.. Ormanlık bir alanda olması farklı bir hava katmış.. Yani kısacası güzel ve büyük bir hayvanat bahçesi. Sonuç olarak çok güzel bir gün geçirdim arkadaşımla beraber.. :)




30 Nisan 2012

...Tebrikler Beşiktaş Milangaz...


Hafta sonu FIBA EuroChallenge Final Four organizasyonu Macaristan'ın Debrecen şehrinde yapıldı. Son dörtlüye ev sahibi takım Szolnoki Olaj, Beşiktaş Milangaz, Elan Chalon ve Triumphy Lyubertsy takımları kalmıştı. Yarı finalde Beşiktaş Milangaz, Szolnoki Olaj takımını yenerek finale kaldı.. Ve dün akşamda finalde fransız takım Elan Chanlon'la karşılaştı.. Tabiki bizde Debrecen'deki türkler olarak Beşiktaş'ı final maçında yanlız bırakmadık (150 kişi kadardık). Beşiktaş'ın maçından önce Macar takımının, Rus takımı ile 3.lük maçı vardı. Bizde türkler olarak maçta macar takımına destek olduk. Ama alabilecekleri maçı kaybedip dördüncü bitirdiler. Biz nasıl onlara destek olduysan onlarda bizim maçta bize destek verdiler.  Hayatımda ilk defa canlı olarak maç izlediğim için benim için heyecanlı ve güzel bir maçtı. Tabi bunun final maçı olması daha bi güzeldi.. Maç boyunca elimizden geldiğince Beşiktaş'a destek olduk... Ben ve arkadaşlarım Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Trabzonsporlu ve diğer takımların taraftarları olarak herkes Beşiktaş'a destek olduk.. Sonuçta yurtdışında bir organizasyon ve bir Türk takım finale kalmış.. Bir türk olarak desteklememek olmazdı... Sesimiz kısıldı, yorulduk ama sonuç tam da bizim istediğimiz gibi bitti ve kupa Beşiktaş'ın oldu.. İlk defa gittiğim bir basket maçı ve o maçta bir türk takımının kupa alması son derece güzeldi..   (Bu kupa türk takımları olarak Avrupada alınan ikinci kupaymış aynı zamanda) 
...Tebrikler BEŞİKTAŞ MİLANGAZ... 


15 Ekim 2011

...Bratislava...


Geçen hafta sonu Bratislava'ya (bilmeyenler için söyliyim Slovakya'nın başkenti) gittim... çok kısa bi gezi oldu cuma gidip pazar döndüm... 6 saatten fazla sürüyo Debrecen Bratislava arası... neyse cuma gece bratislavadaydım tabi o saatten sonra yapılcak bişi olmayınca o günü öylece kapattık... cumartesi sabah güzel bi kahvaltı yapıp gezmeye başladık... orda okuyan arkadaşım Mehmet Seyda beni gezdirmeye başladı önce "Eski şehir" dedikleri bi yere gittik... Güzeldi sokaklar felan... Kalede vardı ama biz gitmedik... Sonra UFO diye bi yer varmış oraya gittik... Oradaki bi köprünün bir ucuna diktikleri Ufo şeklinde 85 metre yükseklikte içinde cafe ve restaurant olan bir yer... Bratislava'yı yukardan görebiliryosunuz... Giriş 3,25€ idi... Manzarayı sevdim açıkçası... Ama verdiğimiz paraya değdimi orası tartışılır... :)  Arkadaşın dediğine göre gece daha güzel oluyomuş ışıklandırmalarla Ufo... Biz gündüz gittiğimiz için göremedim... Sonra gezcek başka bi yer olmayınca... Bizde büyük bir alışveriş merkezi olan Eurovea'ya gittik... Alışveriş merkezi yapı olarakta güzeldi yer olarakta... Tuna nehrinin kıyısında bir yer... Son olarakta o gecede Channel Club'a gittik... Pazar günüde Debrecen'e döndüm... Yol uzun olunca günüm yolda geçti... Eğer Bratislava'ya yolunuz düşmediyse görmek için gitmeye gerek yok açıkçası... Çok soğuk bir şehir hem havasıyla hemde duruşuyla... Yaşancak yada okuncak bir yer gibi görünmedi bana... Unutmadan söyliyim şehir bir öğrenci için gerçekten çok pahalı... Debrecen, okumak için daha güzel ve uygun bence.. :)



16 Eylül 2011

başlıksız...

uzun zaman oldu bloguma yazı yazmayalı... blogumu takip edenler varmış (olduğunu bilmiyodum)... söylemeseler hatırlamicam blogumun olduğunu... neden artık yazmıyosun diyolarda hatırlatıyolar... yazıcak bişiyim yok sanırım ondan yazmıyorum... zaten yazmış olduğum çokta bişi yokta neyse... hayatım çok monoton yada üşeniyorum heralde bişi yazmaya... bugün sıkıldım yapcak bişi bulamadım aklıma blogumun olduğu geldi.. şöyle bi baktımda bloguma  yazmayalı bir buçuk seneden fazla olmuş (arada görüntü olsun diye bişiler koymuşum)... bu süre zarfında ne olduğunu kısaca şöyle anlatayım... ben en son yazdığımda bmc öğrenciyim demişim... sonrasında diş hekimliği okumayı düşünüyodum... düşüncem o yöndeydi, anlaşılan hem çok istememişim, hemde sanırım yeteri kadarda çalışmadığımdan olmadı... o malum üç dersin ikisini verip eczacılık okumaya başladım... eczacılık istediğim bi bölüm değildi ama pişman değilim... seviyorum bölümümü... diş hekimliği okumak daha güzel olabilirdi belki ama olsun... vardır herşeyde bi hayır dedik başladık... zor bi seneydi.. diş hekimliği okuyo olsaydım altından kalkabilir miydim bilmiyorum... ama eczacılığın birinci sınıfını zorda olsa bitirdim... tertemiz bitiremedim ama olsun... ikinci sınıf olduk umarım bundan sonra bi aksilik çıkmaz... geçtiğimiz bir buçuk yıl bu şekilde geçti... ev, üniversite arasında mekik dokudum... bunun dışında bişi yok yani... monoton hayatım ölece devam ediyo... bu sene monotonluktan kurtulmayı düşünüyorum ama bakalım... umarım kurtulabilir farklı bişiler yapabilirim... yeni yerler görmek, yeni yemekler denemek, yeni yeni ve yeni şeyler yapmak niyetindeyim... eğer bişiler yaparsam buradan düşüncelerimi paylaşırım... yazmadığım süre zarfında prag'a gitmiştim ama paylaşmadım ama bundan sonrakileri paylaşıcam... en azından bunları yazayım yoksa hepten boş kalacak blogum... :) en kısa zamanda yeni yazılarla görüşmek üzere... :)

26 Aralık 2009

8 Kasım 2009

Debrecen'de buz pateni...


Bugün hayatımda ilk defa buz pateni yaptım.. yaklaşık 20 kişi -çoğunluğu türk- buz pateni yapmaya gittik... benm gibi ilk defa kayan arkadaşlar vardıda rahattım.. patenleri kiraladık çıktık meydana... çıkar çıkmaz kenarlara tutunduk.. ayakta bile zor duruyoz... zorla bi tur attım alanda.. kenardan kenardan... sonra etrafıma baktım ufacıcık veletler deli gibi kayıyo... o gazla bi asıldım.. o gaz beni fazla götürmedi düştüm.. düştüm düşmesinede kalkmakta zor arkadaş... kalkarken tekrar düştüm.. sonra arkadaş yetiştide kaldırdı.. Allahtan kaymayı bilen arkadaşlarımız vardıda yardımcı oldular... 2 saatlik süre zarfında kaymayı başardım.. işte o kaymayı çözdükten sonra eğlenmeye başladım ve bundan sonra sık sık kaymaya karar verdim... çok eğlenceli valla... çok düştüm ama çok eğlendim... halimize gülende oldu.. ama boşuna dememişler bisiklet bile düşü düşe öğrenilir... buz patenide aynen öle... düşe düşe öğreniyosun... o düşmelerimin birinde macar bi velet sebep oldu... zibidi dibimden geçince kaçılayım derken düştüm.. :)) ama sonunda mutlu bi eğlence oldu.. ne yalan söliyim buraya geleli bu kadar eğlenmemiştim diyebilirim... devamı gelir inş... :):)